gorgonthalas

6 Mayıs 2012 Pazar

birazda çay sevsin

pek okuyasım..
yazasım.. pek izleyesim yok..
pek bi konuşasım.. bakasım hele hiç yok..

uzaklaşmanın, kapalı mekana tıkılmanın, görmemek için gözleri indirmenin, izlemeyip ilmeyip, okuyup anlamayıp duralamanın bir içe kapanış kendine dönüş olduğunu sanışlarım vardı. şimdiyse belki bu durumu bir açılma çabası olarak görüyorum. arayışlarımızı ve düşlerimizi yansıtıyoruz. Tolkienin yeni dünyası ve yepyeni bir antik dil yaratımı gibi. kaçmak ve saklanmak aradığını bulamamanın dışa vurumu. inat etmenin.
*istediği şekliyle görebilmek için hep aynı pencereden izledi dünyayı. pencere dışındaki hayat gerçekte yoktu. istediğinde perdeyi kapatıp yeniden başlatabiliyorken hayatı hem neden daha geniş bir dünya istesindi ki.

sahilde. güneş daha yeni yeni ısıtmakta, rahatsız edici kavuruculuğuna daha çok var. bu güneşin keyif saati işte. hemen yanında dirsek mesafesinde bir kadın. güzel elbette. olması gerektiği gibi. geçen akşam çok eğlenceliydi, belki o nedenle geldi, eğlence idi beklediği; belkide değil. beklentilerini umursamadı. onun fonksiyonu güzel olmaktı, başka işe yaramasa da olurdu. duyumsamaktı biraz ihtiyacı, çevresinde hayat enerji dolu akıyor, aralarında salınıyordu keyifle. uzakta gülen çocuklar, deniz ve rüzgar. hepsi keyfinde hepsi kendince. günün yeni saatleri, birççok vaad ile, fısıldıyor, mutluluk diye sessizce. hafif esrik gülümsüyor. hemen yakınında nefes alan ve düşünen birşey var, ayrımsayıp tadını çıkarıyor, ışıklar ve saçlar hep iyi bir ikili. tamda bu anda kadının sıkıldığını anlıyor.
yürümeyi sever misin?
pek anlam veremiyor kadın soruya, yürümek, pek bir aktivite sayılmaz, hergün yapılır ve monoton sıfatı bile kazanamaz ki yürümek.
iki insanın özellikle yeni tanışmış insanların, uzun bir mesafeyi konuşmadan yürüyebilmesi sanat gibidir, diye başlıyor açılamalarına, kelimelerle kuramlarla eğleniyor. sabaha kendince anlam katıyor, o an kurguladıklarını akışan neşe ve enerjiye bırakıyor.
kadın bu kurgulamaları dinlermiş hatta ilgilenirmiş gibi bile yapıyor üstelik. merakla adamda ilgisini çekecek birşeyler arıyor, biraz daha sabır belki de aradıklarına ulaştırabilir onu, oysa akşam ne eğlenceli bir adamdı, nerde ki şimdi.
çay sever misin?
kadın bu soruya daha içten iştirak gösteriyor, belkide gün başlıyordur, neşeyle çaydan çok kahveyi sevdiğini anlatıyor. bu biraz üzücü, çay oysa ne hoştur. binlerce çeşit çay içmiştir adam. hepsi bir değişik hepsi çay. çayın nası olduğu nasıl yapıldığı bile önemsiz. çay olması ve içilmesi önemli olan onun için. hemde ne önemli. meşe odununda dağda metal bardaktan içilen koyu çay çok önemli. manzarasıyla aklına geliyor. çadırdan çıktıktan sonra çam dallarından yaptığı ocakta kendince demlediği çay, kokusu bile hatrında. yada poşet çay, fincanda yada kesme bardakta, bazen kahve kupasında. tadı hep farklı, genelde demli, bazen haşlanmış bile olsa çay, bayatken bile.

duyumsamak diyor aniden kadına, ne ilginç. seni kendi haline bıraksam benimle sıkılmaktan başka birşey yapamazsın. seni kendinle bıraksam daha da feci. çoğu insan bu nedenle yanlız kalmayı sevmez ya. karşısındaki insan ne olursa olsun katlanır bekler ve dener. yalnızlıktansa bir süre idare etmek yeğdir diye. sıkılmak en büyük hobin çünkü tek aradığın eğlence.

azar gibi mi olmuştur. kim bilir. adam kendisi bilemez elbette, dürüst olmuş gördüklerini söyleyivermiştir, her hatasından önce azçok sonu anlayabilse de hatalar keyiflidir birkere aşıldıktan sonra ama dimi. aşması biraz dert olabilir ama hayat işte, bildiğimiz basit ama karışık, zevkli ama hep ağlamaklı ve bunun gibi binlerce gereksizce süslü cümle ve derinleştirilmiş kelimeyle. şiir işte, ne kadar okursanız o kadar hayattır ve hiç bitmez. hep yazılır hep yazılacak. içimizden geçecek, kimi sevecek kimi bilmeyecek. kelimelere vuran hayat. en gereksiz en şaaşalı yazın yazım yazık... e onsuz olmaz. okumasam da hissediyorum çünkü. kelimeleri görmesem de duyuyorum. şiirleşiyor hep. bazen ben bazen şiir ben oluyor.

kadında öyle, şiirleşiyor, oysa ne güzel bakıyor öyle. bana bakıyor. çok az şeye baktığı gibi. birdaha bakmayacak belki bu şekilde bana. yinede hep aynı nehire kim bakabilmişki.

seni kendi haline bırakacağım demiştim vapurda, öylede yaptım sonrasında, ve sıkıldı. kendiyle kalacaksa bana vakit ayırmanın anlamı neydi ki. oysa kendiyle kaldığında hala bana yer varsa ne güzel olacaktı. hiç olmamıştı elbette ama ya tutsaydı. nasıl bir an nasıl bir ışık.

kaçıyor gözlerim hep, bakmak istemiyorum, perdeyi çekip tekrar başlatacağım zamana kadar hayatı itiyorum.

kendiyle kalıpta bana yer açabilecek var mı acaba, hani benim denediğim gibi. akarken hisler; o hemen içimde ışıklar saçan saçları ile.

bunlar değil aslında içimden geçenler. yine bir yıl daha ekledim hayatıma, hep yazardım bu günlerde. kendime en dönük en fazla dışa vurmaya ihtiyaç duyduğum günde. en çok kapanır en çok ihtiyaç duyarım başkasına ya, daha bir yazma hevesi dolarım. atladım nasıl olduysa, bir 4 gün sonra ancak şimdi birazda yarı pişmanlık yarı görev bilinci, ne kadar aynı kalmışım bu 5 yıl içinde, ne kadar uzaklaşmışım hayallerimden ve daha ne kadar yalnızlaşabilirim ki diye.

yarın kalkayım, biraz bisiklet bir iki çekirdek, çıt, çıt, cimler ve belki bir arkadaş, kafa şişirmeyeninden. ne ala ama dimi. en güzel arkadaş sessizlikte garipleşmeyeni benim için. acalesiz ve arayışsız kalabileni güneşli birgün ve cimlerin üzerinde. birazda çay sevsin. nasıl sevdiği önemli de değil...

7 Mart 2012 Çarşamba

but im a creep

hani diyorum, BBC'den birileri, hani şu dunyayı gezip soyu tükenmişleri bulup program yapan tiplerden biri denk gelse bana. korumaya alsa diyorum. Al bu orman dese bana, bunlarda dişiler!! hehe çoğalın.. (ehi çok eğlendim) kalmadı sen gibilerden artık yaşayın burda işte. dimi? yapsa bunu...

"When you were here before
Couldn't look you in the eye
You're just like an angel
Your skin makes me cry
You float like a feather
In a beautiful world
I wish I was special
You're so fuckin' special

But I'm a creep
I'm a weirdo
What the hell am I doing here?
I don't belong here"

bu kendimle ençok dinlediğim parça. beni söylüyor bana. çok yakın hissediyorum sözlerle kendimi.
hmm, ne diyordum, evet ya kitapı biraz daha bitirmeye yaklaştım, bu yaz biter, çizimleri falan herşeyi işte. bende onunla gideyim istiyorum. öyle yada böyle gideceğim sanırım.

but im a creep..

ben diyorum ki bu duygusal zımbırtıları kalbe atmak çok kolaya kaçmak, ruh gibi mistik birşey daha çekici. kalp fiziksel bişi, ruhsa hem tartışmalı, hem ucucu aynı atfettiğimiz konular gibi. o işte ruhum yani bu kaos'u nitelediğim kelime, öyle acizleştiki bu aralar utandım ondan ben. evet evet utandım. böle kafmı eyip geziyorum sokaklarda, yaralanmasın diye yavrucak, sancılanıyor deli gibi. komik aslında; bildiğin delilik. kendimle örtüşmemeyi sevmiyorum ki. ama oda haklı yoruldu zavallı. bi garip hep yanlız, kimsecikler yok dilinden anlayan, ençokta ben anlamıyorum zaten.

oda bana hak versin ama dimi. bazıları için inanılmaz kolay olan şey benim için çok zor. basit bir adaletsizlik. hani eğlenmeyi, çılgınlığı, elde etmeyi vb. bunlar gibi ıvır zıvırı mutluluk sanabilen biri olsaydım işte negsel. yok işte tatmin die birşey türetmişler benim için. kim yaptı ki bu kötülüğü insanlara hmm? bereket ki hepsine değil zira bazıları bundan bi haber. tatmin dediğin de akıllarına cinsel tatmin gelir hemen. süperdirler cidden, basitçe şanslılar.

hehe orman iyi fikirmiş bak! şişt sana diorum bbc zibidisi bi ara denk gel...

But I'm a creep
I'm a weirdo
What the hell am I doing here?
I don't belong here

la lala la, "nouvelle vogue" iyidir dinleyin bence, creep parçasıda Radiohead'in Creep adlı süper şeysi. o bir "şey" müzik yada parça yada albüm single felan değil. bildiğimiz bir"şey" işte. o şey.. haha (yine çok eğlendim, beni salak beni)

Archives